30 Ağustos

Her şey rakamlardan ibaret değil! 30 Ağustos her yıl takvimde denk gelen bir gün de değil! Birçok insan Dumlupınar’ın nerede olduğunu öğrenme gereği bile duymuyor. Orada şehit ve gazi olan vatansever askerlerimizi saymıyorum bile!

Bizler; Türk olmakla gurur duyan, bayrak ve vatanın savunmasını namus bilen bir millettik! Ne oldu bize? Hayatımızda ne değişti de; Kutsal saydığımız bayrağımıza, vatanımıza sırt döner olduk? Vatanseverlik; Üniversitelerinde okuyup, diplomayı aldıktan sonra ülkeyi terk etmek midir? Peki depremin ertesi günü (Malatya 06 Şubat 2023) marketleri yağmalamak mıdır? Ormanda mangal yakıp, ateşi söndürmeden çekip gitmek hangi vatanseverin yapacağı iştir? Daha sayayım mı?

Evet! 30 Ağustos Zafer Bayramı! Bayrağına, vatan topraklarına, milletine bağlı olan! Bu kutsallar için ölümü göze alan o yüce ırk! Türk! Yakışıyor mu bize? Yere tüküren, asansöre işeyen, küfreden, trafikte cellada dönüşen, hayvanlara zarar veren, çocuk veya kadın istismar eden! Bunları yapan Türk olabilir mi? Yakışıyor mu bu asil Türk ırkına?

Hiç düşündünüz mü? 137.000 Kişi! Sadece sayı mı? İsterseniz bir de şöyle yazalım; Yüz otuz yedi bin kişi. Şehit sayısı. Ailenizde mutlaka birinin yada birkaç kişinin cenaze törenine katılmışsınızdır. Çok sevdiğiniz birinin hayatı sonlandığında (Öldüğünde) üzüldünüz mü? O üzüntüyü hatırlıyor musunuz? Ne ağır bir yük değil mi? Şimdi bu sayıyı tekrar düşünün. Sizin sevdiğiniz ve kaybettiğiniz için çok üzüldüğünüz; arkasından göz yaşları döktüğünüz kişi! Çok sevmenize rağmen toprağa verdiğiniz, Anneniz, babanız, dedeniz, nineniz, kardeşiniz… Şimdi bu acının 137.000 katını hayal edin! Bu ağırlığı taşımak mümkün mü? Genç ve yaşlı, kadın ve erkek! Kim bilir her birinin nasıl hikayeleri vardı?

Şimdi 30 Ağustos Zafer Bayramı öyle mi? Resmi tatil! Uyuma ve dinlenme günü. Hele bir de hafta sonuna denk geldiyse! Değmeyin keyiflere! Ne oldu bize? Bir zamanlar, bir karış vatan toprağı için, karısının, kızının, anasının ve bacısının ırzını korumak için savaşan o yiğitlerin torunları nerede? Bunun adı nedir?

Nasıl bu hale geldik? Peki hiç düşündünüz mü, 137.000 Şehit, bizler bugün yukarıdaki kötülükleri rahat rahat yapalım diye mi şehit oldu? Mahkeme-i Kûbra kurulduğunda; O şehitler bizlerden davacı olmayacak mı? Eğer vatan topraklarının korunmasında, vatanı müdafaa konusunda garabete kapılırsak vay halimize. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne diyordu? Muhtaç olduğun kudret “DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA” mevcuttur! Ey Türk! Silkin ve kendine gel! Saygılarımızla.

Esra Dermancıoğlu Kimdir?

Esra Dermancıoğlu Kimdir? Gerçek adı Esra Altınay’dır. 7 Aralık 1968 Tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Esra Dermancıoğlu’nun ünü ailesinden de gelmektedir. Çümbüş isimli müzik enstrümanının mucidi dedesidir. Dedesinin adı Zeynel Abidin Cümbüş’tür. Aşağıda görmüş olduğunuz telli müzik enstrümanının adı Cümbüş’tür.

Esra Dermancıoğlu; Pierre Loti lisesinden mezun olduktan sonra, Franklin kolejinde (İsviçre) Sanat tarihi eğitimi almıştır. Daha sonra bir süre küratörlük yapmıştır. Şahika Tekand’dan oyunculuk eğitimi almıştır. Derya Alabora’nın konservatuarında ise ses dersleri almıştır. Televizyon dünyasına ilk adımı tesadüfen bir dostunun doğum gününde gerçekleşmiştir.

Gülse Birsel’in Avrupa Yakası isimli televizyon dizisinde ilk kez 139. Bölümde konuk oyuncu olarak rol almıştır. Sizin için ilk defa ekranlarda yer aldığı bölümü ve zaman sekmesini burada bulabilirsiniz. https://youtu.be/yl99TNl9H-8?si=ge0yfZ82A6yqK_Oe&t=4586

2010 Yılında Moral Bozukluğu ve 31 İsimli sinema filminde oynamıştır. Filmi izlemek isterseniz;

Yıldızının parladığı yer ise Fatmagül’ün suçu ne isimli dizide Mukaddes yenge rolü olmuştur. Birçok izleyici antipatik bu rol için Mukaddes’i oynayan Esra Dermancıoğlu’nu itici bulsa da, onun kışkırtıcı yanını da görmezden gelemiyordu. Daha sonra Küçük Hesaplar, Galip Derviş, Ulan İstanbul, Sil Baştan, Şahin Tepesi, Hudutsuz Sevda, Hayalet Dayı, Ayla gibi birçok filmde rol almıştır. 1,69 Boyunda olan Esra Dermancıoğlu Mehmet Dermancıoğlu ile evliliğini sonlandırmıştır. Bu evlilikten bir kızı vardır. Kızının adı Refia’dır.

Televizyon dizileri ve ahlaki çöküş

Bu yazımızda birçok aileyi ilgilendiren konudan bahsedeceğiz. Her evde en az bir TV, bazı evlerde birden fazla TV olduğuna göre bu konu oldukça önemli. 90’lı yıllardan itibaren hızla artan dijital yayıncılık sayesinde evlerimize konuk olan TV kanallarının sayısı on binleri geçti desek sanırım haksız sayılmayız.

Milenyuma 10 kala yaşanan bu hızlı değişim aslında Avrupa ve Amerika’da çoktan başlamıştı. Türkiye’de ise 90’lı yıllarda hız kazandı. Eski tip kılçık antenlerle, analog CRT TV (Tüplü TV) ile SD Kalite bile olmayan cam ekranlardan izlediğimiz devlet kanalları vardı. Devlet kontrolünde ve o günlerde iktidarda hangi siyasi görüş temsil ediliyorsa, o görüşe hitap eden yayınlar yapılırdı. Objektif yayıncılık adına yaşanan bu dejenerasyon maalesef tüm dünyada büyük tehditti.

Asıl konumuzla bağlantılı olduğu için bu girizgahı kullandık. Peki gelelim günümüzde yayınlanan, ahlakı ve aile ilişkilerini derinden sarsan TV dizilerine…

Eskiden ahlaksızlık yok muydu?

Doksanlı yıllara kadar ahlaksızlık yoktu! Sözü ne kadar yanlışsa, tüm TV dizilerini de ahlaksızlıkla suçlamak doğru değil. Fakat size birkaç önemli noktayı hatırlatmak istiyorum. Türk televizyonlarında yayımlanan ve 1980-2005 Yılları arasında yayımlanan, özenle hazırlanmış ailece izlenen diziler ve programlar vardı. Bilgi yarışmaları, haber programları, politik açık oturum programları, diziler ve filmler. Burada saydıklarım, Türk aile profiline hitap eden olumlu yayınlardı. Özellikle bilmeyenler için ve bilenlere ise hatırlatmak amacıyla birkaç tanesinden bahsedelim.

Nereden nereye!

Seksenli yıllarda ilgiyle izlenen Perihan Abla dizisinde, aile ve komşuluk ilişkilerini işleyen, yardımlaşmayı ve merhameti öven harika bir diziydi. İyilik yapan, iyilik bulur sözünü her bölümde işlemeyi başarmışlardı. Hem komedi, hem de kötülüğün karşısında iyiliğin gücünü ispatlayan senaryosuyla, büyük bir ilgiyle izlenmekteydi. Perihan Abla dizisi hakkında anlatılacak onlarca olumlu şey var.

Örneklerden bir diğeri de çocuklara yönelik hazırlanmış Susam Sokağı isimli TV Programı vardı. Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise döneminde eğitim gören herkes için eğlenceli ve eğitici bir programdı. Çocukların kelime dağarcığını artıran, matematik, dil bilgisi, insan ilişkileri, komşuluk ve arkadaşlık gibi önemli unsurları olumlayıcı biçimde anlatan güzel bir programdı.

Bunların dışında anlatmakla bitmeyecek onlarca faydalı yapım vardı. Bunların isimlerini kısaca verip asıl konumuzla bağlantısına geçelim. Bizimkiler dizisi, Arena programı (Uğur Dündar), 32. Gün (Mehmet Ali Birand), A Takımı (Savaş Ay), Papatyam Dizisi, Ferhunde Hanımlar, İkinci Bahar dizisi, Süper Baba dizisi, Ekmek Teknesi dizisi ve buna benzer birçok yapım. Peki birden bire ne oldu?

Ahlaki çöküş ve Toplumsal ilişkilerde deformasyon

Bu konuda dizilerin isimlerini yazarak hedef göstermek yerine, Türk milletinin üzerine yapılan ahlaki çöküş saldırılarına odaklanmak gerek. Günümüzde TV Kanallarında ve ücretli dizi + sinema platformlarında yayımlanmakta olan dijital materyallerin, toplumun ahlaki değerlerini nasıl hedef aldığını anlamamak sanırım ahmaklık olur.

Türk aile yapısında kadın “Çimento” dur. Ailenin diğer fertlerini bir arada tutan ve Türklerde kadının; Bulunduğu aile içinde dişi ata, dişi önder ve ana özelliği vardır. İşte ahlaki çöküşü hızlandırmak için günümüzde yayımlanan dizilerin asıl iki hedefinden ilki kadınları malzeme, madde, “ürün” haline dönüştürmektir. Eğer Türk toplumunda “anne” nin ahlakını bozmayı başarırlarsa, onlarda biliyor ki Türk aile yapısını kökten bozabileceklerdir.

Düşman kim?

Elbette hayali bir düşmandan bahsetmiyoruz. Medyayı kontrol altında tutan para baronlarından bahsediyoruz. Toplumsal dejenerasyon kimin işine yarayacak? Şöyle düşünün, bir ülkeyi işgal etmek için, o ülkenin topraklarını fiziki olarak ele geçirmeniz ve yönetimini almanız gerekir. Ama bu kolay değildir. Geleneksel olarak Türkiye gibi ulus ülkelerde vatanperver, vatansever, milliyetçi ve cumhuriyetçi millet vardır. Türkiye gibi gelenekçi yapıya sahip ülkeleri işgal etmek bu nedenle kolay değildir.

Fakat bu imkansız değil

Neden imkansız değil? İşte bahsi geçen diziler, TV programları ve Sinema filmleri ile toplumsal dejenerasyon, kadının meta haline dönüştürülmesi, ihanet, cinayet, hırsızlık, ahlaksızlık, çocuk istismarı, din istismarı ve çıplaklıkla pompalanan derin ve sessiz çürümeyle artık işgal mümkündür!

Evlerimize kadar giren, masum görünen ama çok tehlikeli bu durum aslında insan ilişkilerine, aile birliğine, toplum ve millet bilincine ince ince zarar veriyor. Böylece Türk milletinin geleneksel bağlarına zarar verildiği için ülke işgale açık hale geliyor.

Örneğin metrobüs ve otobüs gibi toplu taşıma araçlarında kalp krizi geçirmekte olan bir insanın yakasını genişletip nefes almasını sağlamak yerine, fütursuzca cep telefonlarına sarılıp o insanın can çekişmesini kayda alıyoruz. Yardımlaşma ve acıma duygusunu yitirmiş bir topluma dönüştük. Başka bir örnekte ise; Evli çiftlerin birbirine ihanet etmesi normalleştirildiği için, Eskiden kızın yada kadının abisi varsa abisinden, o yoksa babasından korkulurdu. Toplum öyle bir cendere içine sokuldu ki artık abi veya babadan değil, kadının kocasından bile korkmadan ilişkiye girmekten çekinmez hale geldi.

Tek suçlu diziler mi?

Tek suçlu diziler değil. Bu dizilere toplumsal tepki vermediğimiz için; Millet olarak hepimiz suçluyuz. Aşk, sevgi ve saygıyı unuttuğumuz için hepimiz suçluyuz. Halbuki televizyonlarda yayımlanan bu ahlaksızlığa izin vermeseydik, bugün bu mide bulandırıcı duruma gelmezdik.

Artık çok geç

Hiçbir şey için çok geç değil! Türk insanı fabrika ayarlarına dönmek için güçlü iradesini kullanabilir. Unutmayın siz o dizileri izlemezseniz, kimse size zorla izletemez. Bu ahlaksızlığa artık dur demenin zamanı gelmedi mi? Gelecek nesillere bir iyilik yapın!

Ayakkabıcınız kış sezonu kampanyası

Ayakkabiciniz.com Kış sezonu kampanyalarını başlattı. Bol çeşit ve sağlıklı ayaklar için web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Kadın bot, çizme ve ayakkabılar; Erkek ayakkabı, günlük spor ayakkabı, kışlık bot ve çizmeler Ayakkabiciniz.com‘da…

Ayakkabıcınız kış sezonu kampanyası fırsatlarından ve KDV indiriminden yararlanmak istiyorsanız; Stoklar tükenmeden acele edin. Seçili kredi kartlarına ek taksitler de sunulmaktadır. Yeni sezonun trend modelleri, rahat ve göz alıcı modeller arasında seçim yapmakta zorlanacaksınız.

Güvenli alışveriş için, kredi kartı ödemelerinde ekstra güvenlik sertifikalarıyla, e-ticaret konusunda tereddütsüz alışveriş yapabilirsiniz. Ayrıca Şikayet platformlarına kayıtlı, müşteri memnuniyeti odaklı Ayakkabıcınız hizmetinizdedir.

Öğretmenler günü kutlu olsun

Öğretmenler günü kutlu olsun. İlk öğretmenler günü; Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yılından itibaren kutlanmaya başlandı. 1981 Yılının 24 Kasım’ından itibaren öğretmenler günü ilan edilmiştir.

Öğretmenler günü kutlu olsun AMA; Öğretmenliği gelir kapısı haline dönüştürenler yüzünden, öğretmenlik pekte eskisi gibi idealleri uğruna bu mesleği tercih edenleri geride bıraktı. Ahlaklı, medeni ve eğitilmiş insan kalitemiz bu nedenle azaldı. Bunun için istatistikleri açıklamaya gerek yok.

Eğer merak eden varsa, ülke genelinde okur yazar olmanın yanı sıra; dünyaca tanınmış bilim insanlarımızın sayısı parmakla sayılacak kadar az maalesef. Türkiye’deki ailelerin sosyoekonomik farklılıkları nedeniyle iyi eğitim almak artık herkesin ulaşabileceği bir unsur değil.

Öğretmenlik mesleğini gelir kapısı haline dönüştüren bazı sözde öğretmenler yüzünden artık bu ayrım daha da artıyor. Size bir örnekle açıklamak isterim. Devlet okulunda çocukları okuyan bir aile, çocuklarına ek ders veya özel öğretmen aracılığı ile ders aldırmaya çalıştığında, hüsranla karşılaşıyor. Dershanelerin, kursların, etüt merkezlerinin ve özel öğretmenlerin talep ettikleri parayı ödemek imkansız. Eğer aylık geliriniz çok iyi değilse, çocuğunuzun eğitimine ebeveyn olarak katkı saylamanız mümkün değil.

Sadece insan kaynağı olarak değil, ek kitaplar, yardımcı dokümanlar, internet üzerinden ücretle erişim sağlanabilen platformlar da bunlara dahil. Tamam öğretmenler günü kutlu olsun. AMA…

İlk kadın ürolog kimdir?

İlk kadın ürolog kimdir? Doktor Hatice Sıçramaz ARIKAN’dır. İzmir’de bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesinden mezun olan Dr. Hatice Sıçramaz ARIKAN, Türkiye’nin ilk kadın üroloğudur. Bu tercihte bulunmasının en önemli sebebi, kadın hastaların; Erkek ürologlarına sorunlarını anlatmaktan çekinmeleridir.

Türkiye’nin ilk kadın üroloğu olma unvanına sahiptir. Ürolog mesleğini tercih etmekten imtina eden kadınlara da önderlik etmektedir. Üroloji denince, akla gelen ilk objenin üreme organları olduğunu ama üroloji dalının sadece üreme organlarını değil; Böbrekler, prostat, üreme kanalları, yumurtalıklar, testisler ve üreme sisteminde bulunan organları kapsayan bir daldır.

Hatice Sıçramaz Arıkan; 1977 Yılında İskenderun’da dünyaya geldi. İlkokul ve ortaokul ve lise eğitimini İskenderun’da aldı. Üniversite hayatına Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde başladı. Uzmanlık dalını üroloji olarak belirleyen Arıkan; Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji bölümünden (2009) mezun oldu.

İlk kadın ürolog kimdir? Hatice Sıçramaz Arıkan; Sakarya Devlet Hastanesinde başhekim yardımcısı ve üroloji uzmanı olarak görev yapmaktadır. (2022)

10 Kasım Milli Yas ve Atatürk’ü anma günü

10 Kasım Milli Yas ve Atatürk’ü anma günü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım 1938 Perşembe günü, Saat 09:05’te ebediyete intikalinin 85. Yılı olan 2023, Cumhuriyetin 100. Yılında saygı ve rahmetle anıyoruz. Mekanı Cennet olsun. Allah merhametiyle muamele etsin.

Her fani gibi, Mustafa Kemal Atatürk’te hayata veda etmiştir. Onu diğerlerinden farklı kılan ise, muhteşem fikirleri ve yüksek devlet adamlığıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin baş mimarıdır. Türkiye Cumhuriyetini adeta küllerinden yeniden ayağa kaldırmış ve Dünya’da sözü geçen milletler arasına almıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının 85. yılında, büyük bir saygı ve rahmetle anıyoruz. Ruhun şad olsun.

Türkiye Cumhuriyeti 100 Yaşında

Türkiye Cumhuriyeti 100 Yaşında. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Ekim 1923 Yılında Cumhuriyet ilan edilmiştir. 100 Yıl sonra 29 Ekim 2023’te Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutluyoruz.

Cumhuriyet sayesinde kazanılan sayısız hak, sayısız yenilik, sayısız fayda ve sayısız güzellikleri saymakla bitmez. Bir bakıyorsunuz; Cumhuriyetten önce insan yerine konulmayan kadınlar, Cumhuriyetten sonra insanlık hakkına kavuşmuş. Bir yandan ülkedeki sıradan bir marangozun, Cumhurbaşkanı olabilme imkanı oluşturulmuş. Dünyadaki diğer ülkelerden gelen posta, kargo gibi gönderilerde Türkiye ibaresi, hatta şehirler bile tanınmazken, Türkiye Cumhuriyet yönetimine geçildikten sonra; Türk isimleriyle tanınmış.

Türkiye Cumhuriyeti 100 Yaşında! Cumhuriyetten önce her köyle camii yoktu! Cumhuriyetten sonra her köy camiye kavuştu. Cumhuriyetten önce sanayinin durumu çok kötüydü. Tüm zengin tüccarlar, gayrimüslimlerden oluşmaktaydı. Türk tüccar yoktu. Ama Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları sayesinde, Türklerde ticarette bulunmaya başladı. Cumhuriyet, Devletin sahibinin halk olduğu yönetim şeklidir. Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.